Süleymaniye Kültür Gezisi - Mostar Gönüllüleri - Bir Medeniyet Tasavvuru - Mostar Dergisi

Üye Girisi
Email:  
Sifre:  
   
    - Kayit Ol
    - Sifremi Unuttum
Duyurular
Videolar
Etkinlik Resimleri
Kategoriler
Mostar Dergisi (7)
Diğerleri (2)
Seminerler (23)
Röportajlar (1)
Söyleşiler (20)
Kültür - Sanat (8)
Etkinlikler (14)
Duyurular (0)
İstatistikler
Aktif Ziyaretçi 5
Dünkü Ziyaret Sayisi 71
Bugünkü Ziyaret Sayisi 3
Toplam Ziyaret Sayisi 87789
Süleymaniye Kültür Gezisi
Tarih : 2009-11-19 22:03:49    Kategori : Etkinlikler     0 yorum
 Mostar Gönüllülerinin İBB ile koordineli olarak düzenlediği Süleymaniye Kültürel Gezisi 14 Kasım 2009 saat 14.00'da Süleymaniye Kütüphanesi'nin önündeki buluşma ile başladı ve saat 17.00'da sona erdi.Şimdi keyifli ve eğlenceli gezinin ayrıntılarına bakalım.

Süleymaniye kütüphanesinin önüne gittiğimizde heyecanlı bir bekleyiş vardı. Birçok dernek, vakıf ve üniversiteden yaklaşık 50 ile 100 kişi Süleyman Zeki BAĞLAN hocanın sunumuyla gerçekleşen Süleymaniye Gezisi'ne katıldı. Süleyman hoca geldiğinde önce Süleymaniye Kütüphanesi'ne giriş için gereken ve almak için onbeş gün uğraştıkları izni kapıdaki görevlilere göstererek kütüphanenin ziyarete açılmasını sağladı. Daha sonra kütüphanenin bahçesinde sohbet havasında gerçekleşen sunuma başladı.      

Öncelikle; İstanbul'un ilk kuruluşunun tarihi, hikayesi ve yerinden bahsederek başladı. İstanbul M.Ö. 700 yılları civarında bir grup yunan kolonisi tarafından bugünkü Topkapı Sarayı'nın olduğu yerde kurulmuştu. Fakat son zamanlarda yapılan Yenikapı Kazıları'nda  yaklaşık 30 küsür tane tekne bulunduğunu ve bunların arasındaki en eski teknenin Amerika'da bir enstitüde 8000 yıl öncesine ait olduğunun belirlendiğini söyledi. Ayrıca İstanbul'un 1592 sene muhtelif devlet ve imparatorluklara başkentlik yaptığını, tarihte denize kıyısı olan tek başkent olduğunu belirtti. Yani İstanbul'un emsalsiz bir şehir olduğunun tekrar altını çizmiş oldu. Burada da bir antiparentez bilgi olarak Osmanlı Devleti'nin  hiçbir resmi kaynağında imparatorluk kelimesinin geçmediğini çünkü imparatorluk kelimesinin emperyalizmden yani sömürgecilikten geldiğini Osmanlı'nın imparatorluk değil Bizans'ın imparatorluk, Osmanlı'nın Devlet-i Âli olduğunu söyledi. Ayrıca Bizanslılara göre İstanbul'un, hatta dünyanın ortasının Milyon Taşı denen taşın olduğunu fakat Osmanlı'nın ise İstanbul'un tam ortası olarak Şehzadebaşı Camii'nin kıblesi yanındaki dönen taşı kabul ettiğini belirtti. Süleyman hocanın konuşmasından bir kesitise şöyleydi: -       Bugüne kadar İstanbul'a sahip olan tüm devletlerin kralları İstanbul'u bayındır hale getirmeye çalışmışlar ve bunu da başarmışlardır. Fakat biz İstanbul'u fethetmeden yaklaşık 300 yıl önce Bizans işgal edilmiş ve her yer yakılıp yıkılmıştır.Dolayısıyla biz Bizans'tan İstanbul'u aldığımızda İstanbul tam anlamıyla bir harabeydi. Ama Fatih Sultan Mehmet Han İstanbul'u bayındır hale getirmek için Anadolu'dan İstanbul'a aileler getirmiş ve İstanbul'u yaşanacak bir şehir haline getirmeye başlamıştı. Nitekim de amacına ulaştı ve onun soyundan gelenler de bunu devam ettirmeyi ihmal etmediler. Bunun yanı sıra Fatih Sultan Mehmet Han İstanbul için "Asıl İstanbul sur içidir. Burasının adı da 'Nefs-i İstanbul' dur. " demiştir.

Şu anda bulunduğumuz yer dünyanın en iyi çekim alanlarından üçüncüsüdür. Dünyadaki çekim kalitesi en yüksek olan yer Kabe'dir. Hatta Amerika'nın uydularla çektiği resimlerde Mekke'de yaklaşık 13.000 dağın Kabe'ye yönelmiştir. İkinci yer Manisa, üçüncü ise Süleymaniye'nin kurulmuş olduğu bölgedir.      

Ayrıca biz bugüne kadar fethettiğimiz hiçbir yerde mabetlere zarar vermedik. Ya cami yaptık ya da mektep veya medrese yaptık. Zira Ayasofya ve Molla Fenari Camileri de onlardandır. Fakat Avrupalılar bize aynısı gibi davranma inceliğini göstermediler. Rumeli'de 18000 eserimiz vardı. Ancak bunların bir çoğu ya yıkıldı yada kullanım amacı değiştirildi. Örneğin Avrupa'daki birçok camimiz maalesef bugün meyhaneye çevirilmiş durumda. ...  

Bu, biraz tarih kokulu sohbetten sonra da Süleyman hoca Süleymaniye ve Süleymaniye Kütüphanesi hakkında bilgi vermeye başladı.


Tam bu sırada Süleymaniye Camii'nin müezzini ezan okumaya başladı ve Süleyman hoca ezanı dinlemek için sunumuna ara verdi.  

Kütüphanede 120.000 cilt kitap ayrıca 80.000 de el yazması kitabın bulunduğunu söyledi. Bu yazmaların ise kaz tüyüyle değil kamışlarla yazıldığını, kaz tüyünün batılılarda kullanıldığını ve bizde ise yazının kamışla yazıldığını bizlere aktardı. İçeri geçtiğimizde kütüphane salonunda el yazması kitap, el yazması Kur'an-ı Kerim vb. kitapların olduğunu gördük. Ayrıca "Evliya Çelebi Seyahatnamesi"nin bir el yazma kopyasını, Hz. Osman'ın kanının döküldüğü Kur'an ın birebir baskısını, Piri Reis'in eliyle çizdiği haritanın aslının bir kopyasını, altından yazılmış orjinal bir Osmanlı Fermanı'nın aslını gördük. Bunun yanı sıra kütüphanede Katipçelebi'nin kitabı olan "Cihannüma"nın aslı, İbn-i Sina'nın "Kitab-ül Fît Tıp" adlı el yazması kitabının aslı ve sedeften yapılmış Osmanlı tuğraları da mevcuttu.        

Daha sonra kütüphaneden çıkıp İstanbul Üniversitesi'nin arka kapısının bulunduğu yerdeki sebilin (çeşme) önünde toplandık. Orada da Süleyman hoca bize yine çok değerli bilgiler verdi. Konuşmasının bir kısmı şöyleydi:

Bizde şehirleşme ve sosyalleşme camilerde, batılılarda ise meydanlardadır. İstanbul'daki ilk külliye Fatih Külliyesi'dir. Bir külliyede şifahane, tıp fakültesi, çarşılar, medreseler,sıbyan mektebi, aşevi, misafirhane ve ortada da cami vardır. Külliyedeki bir özellik de gelirleri külliye için kullanılan bir vakfiye mevcuttur. Bu vakfiyeden gelen gelirlerle ise külliyede bulunan aşevinde külliyede sıbyan mektebinde ve medreselerde okuyan öğrencilere ve misafirhanede kalan kişilere yemek verilir. Süleymaniye Külliyesi ise Kanûni Sultan Süleyman'ın emriyle Mimar Sinan tarafından yapılmıştır. Caminin yerini ise Sinan rüyasında görmüştür.

Sıbyan mektebine 4 yaş 4 ay 4 günlük çocuklar alınır. Çünkü bir çocuğun okuma yazma öğrenmeye başlama yaşı o yaştır. Sıbyan mektebindeki hocalar ise hocalık vasfı sınavına tabi tutulup işe başlarlar. Ayrıca o yaştaki bir çocuk müderristen yani günümüzdeki profesörden eğitim alır. Ayrıca külliyedeki sosyal yaşamı görerek yani aşevindeki yardımlaşmayı, şifahanedeki hastalara doktorların yardım etmesini görerek yetişirler. Bu da onların karakterlerinin gelişiminde büyük rol oynar.

Buradaki konuşmadan sonra ise restorasyonda olan Süleymaniye Camii'nin bahçesine  girdik. Restorasyon çalışması tamamen bitmemişti ama külliyedeki kütüphane, Kanûni Sultan Süleyman Han'ın türbesi ve bahçedeki mezarlıklar ziyarete açıktı. Kanûni Sultan Süleyman'ın türbesinin önüne geldik ve Süleyman hoca türbe hakkında bilgi vermeye başladı.

Kanûni Sultan Süleyman  Han Zigetvar seferine giderken at üzerinde yaklaşık 1500 km yol gitmiştir ve çok bitkin düşmüştür. Zigetvar Kalesi düşmeden bir gün önce Sultan Süleyman Han hayata veda etmiştir. Cenazesi seferden sonra buraya getirilmiş ve gömülmüştür. Onun vasiyetinde ise padişahlık hayatı boyunca aldığı kararların hepsini Şeyhülislam'ın fermanlarıyla aldığına şahitlik etmesi için kabrine o fermanların bulunduğu sandıkla beraber gömülmeyi istediği yazılıdır. İşte türbede de bu anı gösteren; Sultan Süleyman Han'ın cenazesinin gömülmesi sırasında bir kaç kişinin taşıdıkları sandıkla beraber kabrin başında görüldüğü bir minyatür vardır. Bizdeki minyatür, batılılarda gravürdür. Gravürün minyatürden farkı gravür üç boyutlu çizilir. Türbedeki çiniler 16. YY'ın en güzel çinileridir. Ayrıca türbenin kapısının üstünde ise Hacer-ül Esved taşından bir parça bulunmaktadır. Türbenin yanında ise Dar-ül Kurra adında sadece Kur'an okunanbir yer vardır.

Bu konuşmadan sonra ise Süleymaniye'deki ziyarete açılan eski kütüphane gezildi. Burada ise Mimar Sinan'ın caminin yapımında taşları birbirine kurşun ve demirden oluşan bir karışımla birbirine bağladığı anlatıldıktan sonra bir örneği bize gösterildi. Buradan sonra ise Mimar Sinan'ın türbesine, oradan da eskiden Şeyhülislam'ın fetvalarını verdiği şimdi ise müftülük ve botanik bahçesi olan mekana geçtik. Orada ise Süleyman hoca şu ilginç hikayeyi anlattıktan sonra geziye son verdi.

Bir yahudi, bugüne kadar tutulan Osmanlı Arşivleri'ndeki kadıların kararlarının hepsini yirmibeş senesini harcayarak incelemiş. İncelediği davaların sadece nedenine ve sonucuna bakmış. 600 senelik kayıtları inceledikten sonra ise hiç bir dönemde bir kadının aynı konudaki kararının asla değişmeden süregeldiğini görmüş. Yani Osmanlı hukununun hiç bir zaman bozulmaya uğramadığını -aksini ispat etmek için çalışsa da- ispatlamış. Bundan sonra ise hatasını anlayıp Osmanlı Devleti'ndeki hukukun üstünlüğünü anlatan bir kitap yazmış.

Bu mekandan çıktıktan sonra da Süleyman hoca Mostar Gönüllüleri Derneği'ne geziye katıldıkları için çok teşekkür ederek Mimar Sinan Hamamı önünde bizlerle bir hatıra fotoğrafı çektirdi. Ayrıca Mostar Dergisi eline geçtiği zaman severek okuduğunu belirtti ve bizden Mostar Dergisi isteyerek bundan sonraki gezilerde de Mostar Gönüllüleri'ni mutlaka görmek istediğini dile getirdi.

 Yapılan Yorumlar (son yazılandan ilk yazılana doğru)
Yorum yazabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir. Lütfen sağ taraftaki üye giriş bölümünü kullanarak giriş yapınız. Üye değilseniz Burayı tıklayarak kısa bir sürede üye olabilirsiniz...