27.02.2010 tarihinde
İstanbul Mostar Gönüllüleri Derneği’nde Tasavvuf Tarihi adlı seminer
Siraceddin Önlüer’in katılımıyla saat 18.00 ‘de gerçekleşti.İslamda tasavvufun konumunu, bunun
ilk ortaya çıkışından günümüze yansımalarına kadar geniş bir açıdan ele alan Önlüer
şunları kaydetti.”Allah[c.c.]emir ve yasaklarını bildirmek ve kendini tanıtmak
için peygamberleri göndermiştir.
Bir rivayete göre 124 bin diğer bir rivayete
göre 224 bin peygamber göndermiştir.Burada açıkça görülüyor ki, Allah kendiyle
kulları arasına peygamberleri koymuştur ve ayrıca kendisiyle peygamberleri
arasına da Cebrail[a.s.]ı koymuştur.Bazı insanların kalkıp ta Allah[c.c.] ile
kul arasına kimse giremez demesi o kişinin cahil oldugunu göstermektedir.Allah
[c.c]dileseydi kendisiyle kulları ve peygamberleri arasına hiçbir aracı
koymayabilirdi.
Peygamberleri[a.s] ve Cebrail[a.s.]ı aracı olarak kullanması
Allahın adetullahındandır.Allaha giden yol peygamberlerden geçmektedir.Bu Allah
emridir.Allah dostlarına baktığımızda onlarda kendilerine mürşid-ikamil arayıp
bulmuş ve onların terbiyesi altında yetişerek bu makama varmışlardır.Tasavvufun
kökeni resulullah [s.a.v] zamanına gitmektedir.Tasavvuf=islamiyettir.Kur-an’a,
Sünnet’e ve Saadet Asrına baktığımız zaman tasavvuf,mürşid,mürid, sofi gibi kavramların
olmadığını görmekteyiz.Fakat bu kavramların olmaması böyle bir anlayışın
olmadığını göstermemektedir.Kur-an’da velilerin ismi yoktur fakat velilerin özellikleri ve
sıfatları vardır.Tasavvuf Resulullah[a.s.]ve sahabelerin yaşantısıdır.Büyüklerimiz Tasavvuf, sağ tarafında Kur-an sol tarafına Sünnet olandır demiştir.Bir insan
mürşidlik iddiasında bulunsa hali ve davranışı Kur-an ve Sünnete uymazsa bu insan şeyh değil
şeytandır.Resulullah[sav]e sormuşlar veli kimdir? Buyurmuş ki; “Görülünce akla
Allah gelen kişi velidir”.Veliler dört kısımdır.1-Veli olduğunu kendisi ve halk
bilir.2- Veli olduğunu kendisi bilir, halk bilmez.3- Veli olduğunu kendisi
bilmez, halk bilir.4-Veli olduğunu ne kendisi bilir ne halk bilir.
Fakat mürşid-i kamil denilen zatlar
Allah(cc.) tarafından halka bildirilmiştir.Bunun sebebi insanların bu
velilerden istifade etmesini sağlamaktır.Çoğu alimler bir mürşid-i kamile
intisap etmişlerdir.Dört hak mezhebi imamı bile bir mürşid-i kamile intisap
etmiş ve yüksek manevi mertebelere ulaşmışlardır. İmam Azam Hz. ömrünün
sonlarına doğru Ehli Beyitten olan Cafer-i Sadık’a [r.a] intisap etmiş ve “Son
iki senesi olmasaydı Numan helak olurdu”sözüyle tasavvufun önemini
vurgulamıştır.İmam-ı Şafi ve İmam Hanbel Hz. Şeyban-ı Rai Hz’ine bağlanmış ve
bu büyük Allah Dostunun terbiyesi altında nice makamlara ermiştir.
İmamı Malik
hazretleri tasavvufla ilgili şunları söylemektedir.”Tasavvufa girip de fıkıh
öğrenmeyen zındık olur,sadece fıkıh öğrenip tasavvuftan uzak duran fasıh olur,bu
ikisini birleştiren kişi hakikate ermiş olur”.Zamanında bazı insanların
tasavvufla ilgili cahilce söylediği sözlere takılmayıp önümüze koyduğumuz
hedeflere yönelmemiz gerekmektedir.Aksi halde yolda kalır,yol
alamayız.Katılımciların sorularına cevap veren ÖnlÜer öğrencilerle bulunmaktan
büyük mutluluk duyduğunu söyleyerek başka bir seminerde buluşma dileğiyle
semineri nihayete erdirdi.